para değerini yitirdiğinde...

28.08.2013 00:28

“Her eylem zamanda kendi başına bir adadır ve kendi içinde yargılanıyor,”  “Aileler ölüm döşeğindeki amcanın başında miras ihtimali uğruna değil, amca o anda, orada sevildiği için bekliyor. Çalışanlar özgeçmişlerine bakılarak değil, iş görüşmesindeki davranışlarına göre işe alınıyor. Patronlarınca ezilen kâtipler gelecekten korkmadan dikleniyor. Bir itki dünyası bu. Bir içtenlik dünyası. Burası sarf edilen her sözün tam sarf edildiği ana ait olduğu, atılan her bakışın sadece tek anlam taşıdığı, her bir temasın ne geçmişi ne de geleceğinin bulunduğu, her öpücüğün ana ait olduğu bir dünya…” 
Geleceğin olmadığı bir dünyada da benzer bir durum yaşanıyor: Dünyanın belirlenen sonundan bir yıl önce okullar ve bir ay önce de işyerleri kapanıyor. İnsanları bir özgürleşme hissi sarmalıyor. Para değerini yitirdiğinden, insanlar faturalarını gülümseyerek ödüyor ve endişelenecek bir şey kalmadığından anlaşmazlıkları omzu silkerek kapatıyorlar. “Herkes aynı yazgıyı paylaştığından kimse dünyanın sona ereceğine aldırıyormuş görünmüyor,” “Ömrü bir aylık dünya, eşitlikler dünyası demek.” 
Bir dünyada ise iki zaman var. Biri mekanik zaman, diğeri bedenin zamanı. Pek çok kişi mekanik zamanın var olmadığı kanaatinde. Böylelerinin evlerinde saat yok: Saat yerine kalp atışlarını dinliyor, ruh hallerinin ve arzularının ritimlerine kulak veriyorlar. Acıkınca yiyor, uykularından ne zaman uyanırlarsa işlerine o zaman gidiyor, günün her saati sevişiyorlar. Mekanik zaman fikrine gülüyor bu tipler. Zamanın düzensiz ilerlediğini biliyorlar. Bir de bedenlerinin var olmadığını düşünenler var. Bunlar mekanik zamana göre yaşıyorlar. Saat yedide kalkıyor, öğle yemeklerini on ikide akşam yemeklerini altıda yiyorlar; geceleri sekiz ve on saatleri arasında sevişiyorlar; haftada kırk saat çalışıp Pazar gazetelerini Pazar günleri okuyorlar. Bir konserde müziğe kapılmaya başladıkları anda hemen eve dönme vaktinin gelip gelmediğini kontrol amacıyla bakışlarını sahnenin üzerinde asılı saate çeviriveriyorlar. Bedenin yabansı büyüye haiz bir şey değil, bir kimyasallar, dokular ve sinir atımları toplamı olduğunu biliyorlar. Böyleleri için düşünceler beyindeki elektriksel çakmalardan, cinsel arzu kimyasalların belli bir takım sinir uçlarına hücumundan, hüzünse beyincikte yoğunlaşan az miktarda asitten ibaret. Bu yüzden bedenlerine fizik diliyle hitap ediyorlar. Böylelerine göre beden konuşursa, sadece onca kaldıraç ve kuvvetin diliyle konuşuyordur. Bu insanlara göre beden itaat edilecek değil, buyrulacak bir şey... İki zamanın karşılaştığı yer, umutsuzluk. İki zamanın ayrıldığı yer, hoşnutluk... 


Alan Lightman’ın diğer hayal mahsulü dünyalarında insanlar durumlarının varoluşsal gerekliliklerine son derece farklı yollardan tepki veriyor: Her şeyin önceden belirlenmiş olduğu dünyada kimileri pasifleşiyor, ne olacaksa o olacak görüşünü kabulleniyor, kimileriyse imkânsızlığa rağmen geleceklerini yeniden yaratmak için didiniyor. 
Yaşamın ebedi olduğu dünyadaysa insanlar ikiye ayrılmış: “Sonralar” ve “Şimdiler.” Her şey için bolca zaman olduğunu söyleyen Sonralar kahvelerde oturup kahvelerini yudumluyor ve zamanlarını evlerinde mobilyaların yerlerini değiştirerek, dergi okuyarak ve yaşamdaki olasılıkları tartışarak geçiriyorlar. Buna karşın Şimdiler, “ardışık yaşamlarda hiçbir şeyi kaçırmama hevesiyle ilerliyorlar.” Sonsuz varoluşlarında azamiye ulaşmak adına sürekli yeni kitaplar okuyor, yeni meslekler ediniyor, yeni diller öğreniyorlar. 
“Şimdilerle Sonraların ortak bir noktası var,” diye yazıyor Lightman. “Sonsuz yaşam demek, sonsuz sayıda akraba demek. Ne dedeler ne de dedelerin dedeleri, dedelerin halaları, amcaların amcaları, büyük-büyük amcaların amcaları ölüyor. Oğullar asla babaların gölgesinden kurtulamıyor. Kızlar da annelerin. Kimse kendi başına kalamıyor, kendini bulamıyor.” 

O yüzden gelecek endişesine düşmeden anı yaşayın...Mutluluğunuzu ertelemeyin.Artık bırakın mekanik saatlerinizi ve kalp atışlarınıza kulak verin.Nasıl mutlu yaşıyorsanız o şekilde davranın...Bırakın çevrenizdekileri ve kendi içinize dönün.Sizin hakkınızda konuşulanlara kapayın kulaklarınızı çünkü ancak o zaman mutluluğu bulabiliriz.Biz şu anda yaşıyoruz ,geçmişte veya gelecekte değil tam şu anda...Son bir tavsiye omzunuzun üstündeki kafanızla değil,yüreğinizle hareket edin ;)Anı yaşamanız dileğiyle..Hepinize iyi geceler:)